Piyasanın Merkez Bankasından Beklentileri

Ağustos ayından itibaren “örtülü” olarak nitelenen faiz artırımları ile birlikte kısa vadeli faizi 300 baz puan artırmış olan Merkez Bankası, Eylül’ün 24’ünde açık bir faiz artırımıyla resmi politika faizini 200 baz puan yükseltti. Enflasyonun tekrar kontrol altına alınabilmesi açısından küçük olmasına karşın, mevcut şartlar içerisinde taşımakta olduğu sinyal değeri açısından büyük sayılabilecek bir adım. Buna karşın piyasanın merkez bankasından beklentileri tam anlamıyla karşılanacak mı bilinmiyor.

Piyasanın Merkez Bankasından Beklentileri
Piyasanın Merkez Bankasından Beklentileri

Para Politikası

Para politikasının etkili olması için kolay ve basit anlaşılabilir olması gerekiyor. Çünkü yalnızca bu sayede para politikasının en önemli bileşenlerinden sayılan beklentileri kontrol etmek kolaylaşabilir. Merkez bankaları tam da bu sebeple zaman içerisinde yalnızca attıkları adımları değil, ileride atacak oldukları adımları da piyasaya açıklayan bir tavır benimsediler.

Günümüzde birçok merkez bankası kısa vadeli politika faizini, politika aracı olarak belirliyor. Bunun sonrasında günlük dalgalanışlardan etkilenmemek için tampon görevi gören bu politik faizinin üstünde ve altında borç alma ya da borç verme faizlerini belirgin hale getirerek kendisine alan oluşturuyor.

Para Politikası Nasıl İşliyor?

Para politikasının işleme prensibi şu şekilde sıralanabilir:

  • Kısa vadeli politika faizlerinde uygulanacak değişiklikler uzun vadeli beklentilere yönlendirme sağlar,
  • Merkez Bankası uzun vade içeren enflasyon hedefiyle tutarlı olacak bir politika faizi belirler.

Bu sayede tahvil ve kredi faizi gibi uzun vade gerektiren piyasa faizlerine karar verilir. Reel ekonomiyi ve talebi etkileyen esas faiz, uzun vadeli faizdir.

Bu nokta içerisinde merkez bankasının itibarı, bağımsızlığı, attığı adımın arkasına durması ve tarafınca koyulan hedeflere ulaşabileceğine dair teminat vermesi gibi önemli faktörler, beklentilerin kontrolünün sağlanabilmesi konusunda büyük önem taşıyor.

Enflasyon ve Faiz

Faizin düşük tutulması kur yükselmesini büyük oranda etkiliyor. Kurdaki yükselme ise enflasyonu ve dış borcu artırarak ekonomik büyümenin önüne geçiyor. Bu durumu etkisiz hale getirmek amacıyla 2018 yılı sonrasında gelen dönemde döviz rezervleri, ekonomiye destek vermek amacıyla satılmaya başlandı. Fakat sınırlı döviz rezervini eriten bu tarz uygulamalar er geç son buldu.

TL’yi korumak amacıyla döviz rezervi satma politikasına son verilmesiyle birlikte, düşük faiz politikalarını devam ettirebilmek de imkansız bir hale geldi. Çünkü bir taraftan yüksek enflasyon, diğer taraftan tükenen rezervler, düşük faizler ve uygulamada yapılan geri dönüşün yarattığı güvensizlik ortamının beslemekte olduğu kur baskısı, finansal istikrarın ciddi anlamda tehdit altına girmesine sebep oldu.

Kurdaki Değer Kaybı

Kur içerisinde gözlemlenen değer kaybının enflasyona yarattığı baskı, fiyat istikrarı konusunda kabul edilemeyecek bir noktaya gelmemize ortam hazırladı. Böyle şartlar altında bir tarafta kopuş noktasına gelen makroekonomik dengelerin gözetlenmesi ve hükümetin düşük faiz tercihlerine itaat etmeye çalışmakta olan Merkez Bankası, iki tarafı da mutlu edebilmek amacıyla karma bir politika izlemeye başladı. Resmi olan politika faizlerine dokunmadan, faiz alanı içinde kısa vadeli faizler sessizce yükseltilmeye başlandı.

Örtük Faiz Artırımı

Örtük faiz artırımı hiçbir zaman açık faiz artırımları kadar etkinlik kazanamaz. Az önce bahsettiğimiz türde ileriye dönük sergilenen sağlam duruşlar yerine, her an geri adım atılabileceği anlamını taşıyan faiz artırımlarının beklentileri şekillendirebilmesi fazlasıyla zordur.

Kur Neden Yükseldi?

Pedagoglar tarafından velilere yapılan bir uyarı vardır: Öğretmenin hatası görülecek bile olsa, çocuğun yanında eleştiriye tabi tutmayın. Bu durum öğrencilerin gözünde öğretmenin itibarını zedeleyecek bir durumdur ve öğretmen itibarını kaybedecek olursa, o sınıfın disiplin altına alabilmesi zorlaşır. Bu durumda çocuklar öğretmeni dinlemezler ve bir şey öğrenme şansları ortadan kaybolur. TCMB de maalesef kamuoyunun gözünde çok uzun bir süredir itibarını kaybetmiş bir öğretmen rolünü oynuyor.

Bir taraftan çok sert siyasi eleştiriler altında kalırken, diğer yandan gerekmesi durumunda bile faiz artıramamak, başka yollar izlenerek örtük faiz artışları uygulamak TCMB’nin piyasalar üzerinde olan yönlendirme etkisini neredeyse elinden aldı.

Tam da bu noktada geçtiğimiz günlerde gelen açık faiz artışının bir değeri olduğunu söyleyebilmek mümkün. İtibarını kaybetmiş bir öğretmen yalnızca sert bir ceza sistemi geliştirmesi durumunda sözünü tekrar etkili hale getirebilir. Öğrenci ancak böyle bir durumda öğretmenin niyetinin gerçek olduğuna ikna olur ve kendisini düzenlemeye çalışır.

Uygulanan 200 puanlık faiz artışı piyasaları kötü etkileyecek bir artış değil. Politika faizinin gelmiş olduğu nokta 10,25 oranı, halen %11,27’lik enflasyon oranının altında kalıyor. Bir diğer yandan Merkez Bankası’nın köşeye sıkışması durumunda gereken adımı atabilecek olduğuna dair bir gösterge niteliği taşıyor.

Piyasanın Merkez Bankasından Beklentileri
Piyasanın Merkez Bankasından Beklentileri

Verilen Kararın Olumlu Yönü

Merkez Bankası’nın bir faiz artırımı uygulaması bir açıdan olumlu olarak görülebilir. Fakat buradan yola çıkılacak olduğunda Merkez Bankası’nın bağımsızlığını ispat ettiğini savunmak ve uzun vadeli çıkarımlar yapmaya çalışmak mümkün değil. Kötü politikalar tarafından yaratılmış olan hasarı ve kaybedilen itibarı 200 puanlık bir faiz artırımı uygulamak ile geri kazanabilmek fazlasıyla zor görünüyor.

Bu dönüş büyük hasarlar oluşmadan önce yapılmış olsaydı ne olurdu? Ya da en başından tehlikeleri vurgulanmış olan bu yola hiç girilmeseydi, döviz rezervlerini harcamaya yönelik yapılan teşvikler olmasaydı daha iyi bir konumda olur muyduk? Aslında bu sorunun cevabı fazlasıyla net. Buna karşın İktisat Bilimi sermaye girişlerinin serbestleştirildiği bir ortamda hem kurun hem de faizin aynı anda kontrol edilemeyecek olduğunu söylüyordu. Kur dalgalanmalarının rezerv satarak baskılanması amaçlanan dönemde büyümeye yapılan herhangi bir katkı oldu mu?

Bir miktar olduğunu söyleyebiliriz. Fakat diğer bir İktisat prensibi, atılan adımdan elde etmiş olduğunuz faydayı, o adımı atmak için ödenen bedelle karşılaştırmaya gerektiriyor. Döviz rezervlerini satarak TL’yi değerli tutmaya yönelik verilen büyük destek, bu tarz sürdürülmesi mümkün olmayan politik uygulamalar tarafından bozulan dengelerin ekonomik büyüme bazında yarattığı hasarla karşılaştırılacak olduğunda fazlasıyla küçük kalıyor.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Son Dakika Haberleri İçin Takip Edin.